Bilimsel merak… İşte insanı öğrenmeye, anlamaya ve sorgulamaya iten en güçlü duygulardan biri. Bugün o merakın peşinden gidip hukuk dünyasının belki de en temel ama en çok yanlış anlaşılan sorularından birine cevap arayacağız: Kamu hukuku kimler arasında işler? Sadece hukukçuların değil, hepimizin hayatını şekillendiren bu alanın özünü, karmaşık terimlere boğmadan ama bilimsel bir derinlikle anlamaya çalışacağız.
Kamu Hukuku: Devletin Gücü ile Bireyin Hakları Arasında Bir Denge
Kamu hukuku, hukuk sisteminin en eski ve en temel dallarından biridir. Latince kökeniyle jus publicum, yani “kamusal düzeni düzenleyen hukuk” anlamına gelir. En basit tanımıyla, kamu hukuku; devletin ve kamu tüzel kişiliklerinin bireylerle, topluluklarla ya da diğer kamu otoriteleriyle olan ilişkilerini düzenler. Peki bu ilişkiler kimler arasında olur? İşte kilit soru da bu…
Devlet ve Birey: En Temel Eksen
Kamu hukukunun öznesi çoğu zaman devlettir. Çünkü kamu hukuku, özel hukuktan farklı olarak, eşit iki tarafın anlaşması üzerine kurulmaz. Burada bir taraf güçlüdür — devlettir — diğeri ise birey ya da toplumdur. Örneğin bir vergi yükümlülüğünüz doğduğunda, bu sizinle devlet arasındaki bir kamu hukuku ilişkisidir. Siz vergi ödemeyi reddederseniz devlet zorlayıcı gücünü kullanır; çünkü o, kamu düzeninin temsilcisidir.
Bu ilişki çoğu zaman tek yönlü görünür ama gerçekte bir denge üzerine kuruludur. Birey haklarını hukuki yollardan koruyabilir, işlemlerin iptalini isteyebilir, hatta devletin sorumluluğunu mahkemede gündeme getirebilir. Yani kamu hukuku, güçlü ile zayıf arasında bir köprü değil, hak ile yetki arasında bir terazidir.
Devlet ve Toplum: Kolektif İlişkinin Hukuku
Kamu hukuku yalnızca birey-devlet ilişkisiyle sınırlı değildir. Bazen taraflardan biri toplumun tamamıdır. Örneğin anayasal düzenlemeler, seçim sistemleri, kamu hizmetlerinin dağıtımı gibi alanlar bireylerin tek tek değil, kolektif olarak etkilendiği kamu hukuku süreçleridir.
Siyaset bilimi ve hukuk literatüründe bu durum “kamusal çıkar” kavramıyla açıklanır. Devlet, toplumun bütününü ilgilendiren düzenlemeleri yaparken kamu hukukunun araçlarını kullanır. Bu düzenlemeler bireylerin iradesine bağlı olmadan yürürlüğe girer; çünkü hedef kamu yararını sağlamaktır.
Devlet ve Diğer Kamu Tüzel Kişileri: Güç İçinde Güç
İlginçtir ki kamu hukuku sadece devlet ile birey arasında değil, devletin farklı organları veya kamu tüzel kişileri arasında da işler. Örneğin belediyelerle merkezi idare arasındaki yetki çatışmaları, Anayasa Mahkemesi ile yasama organı arasındaki denge, bu tür ilişkilere örnektir.
Bu noktada karşımıza çıkan kavram “kamu yönetimi hukuku”dur. Akademik araştırmalar, modern devletlerin çoğunda kamu gücünün tek elde toplanmadığını, aksine farklı kurumlar arasında paylaşıldığını ortaya koyuyor. Bu güç paylaşımı, kamu hukukunun da çok boyutlu bir yapı kazanmasını sağlar.
Kamu Hukukunun Bilimsel Temeli: Eşitsizliğin Hukuku mu?
Kamu hukukunu özel hukuktan ayıran temel fark, taraflar arasındaki eşitsizlik ilkesidir. Özel hukukta taraflar eşittir; örneğin iki kişi arasında yapılan sözleşmede kimse diğerine üstün değildir. Ancak kamu hukukunda devlet, egemenlik yetkisini temsil ettiği için üstün konumdadır. Bu üstünlük, keyfî bir baskı aracı değil, kamusal düzeni koruma sorumluluğunun bir sonucudur.
Ancak bu durum, bireyin çaresiz olduğu anlamına gelmez. Hukuk devletinin en önemli ilkesi, devletin de hukuka bağlı olmasıdır. Bu yüzden birey, anayasa mahkemesine başvurma, idari işlemin iptalini isteme veya uluslararası yargı organlarına müracaat etme hakkına sahiptir. Yani kamu hukuku, sadece bir tarafın diğerini ezdiği bir alan değil; hak ve yetkinin sürekli müzakere edildiği dinamik bir süreçtir.
Merak Uyandıran Bir Soru: Kim Daha Güçlü?
Devletin üstün konumda olduğu söylenir ama gerçekten öyle midir? Demokratik toplumlarda kamuoyu baskısı, sivil toplum hareketleri ve bireysel hak arayışları, devletin kararlarını etkileyebilir. Belki de asıl soru “kamu hukuku kimler arasında işler?” değil, “bu ilişkide güç dengesi nasıl kurulur?” olmalıdır.
Sonuç: Kamu Hukuku, Hepimizin Ortak Alanı
Kamu hukuku, birey ile devlet, toplum ile otorite, kurum ile kurum arasında örülen karmaşık ama hayatî bir ilişkiler ağını düzenler. Bu ağ, sadece yasal bir zorunluluk değil; özgürlük, adalet ve kamu yararı arayışının da temelidir. Günlük hayatımızda fark etmeden içinde yaşadığımız bu sistem, aslında her birimizin haklarını, sorumluluklarını ve devletle kurduğumuz ilişki biçimini tanımlar.
Şimdi durup düşünme zamanı: Kamu hukukunun öznesi olarak sen, bu ilişkinin neresindesin? Devletin kararlarına sadece maruz kalan biri mi, yoksa onları şekillendiren aktif bir yurttaş mı?