Bir Sosyoloğun Kaleminden: Körlük Kitabının Devamı Var mı?
Toplumsal yapıların karmaşık dokusunu anlamaya çalışan bir araştırmacı olarak, insan ilişkilerinin görünmeyen katmanlarında gezinmeyi seviyorum. José Saramago’nun “Körlük” romanı bana her okuduğumda aynı soruyu sordurur: “Gerçekten gören kimdir?” ve “Körlük kitabının devamı var mı?” Bu soru, yalnızca edebi bir merak değil; aynı zamanda toplumun kendi iç görüsüne dair bir sorgulamadır. Çünkü bazen görmek, sadece gözlerle değil; vicdanla, değerlerle ve empatiyle ilgilidir.
Körlük Bir Metafordur: Görmeyen Toplumun Anatomisi
Saramago’nun “Körlük” romanında insanlar fiziksel olarak kör olurlar; ama asıl mesele, ahlaki körlüktür. Toplum, düzenini, etik normlarını ve insanî bağlarını kaybeder. Bu roman, modern toplumların kriz anlarında nasıl davranacağını gösteren bir sosyolojik laboratuvar gibidir.
Romanın sonunda körlük sona erer, ama izleri kalır. İşte bu yüzden “devamı var mı?” sorusu yalnızca edebi bir merak değil; aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaçtır. Çünkü toplumlar da bireyler gibi travmalar yaşar, unutur, tekrar eder. Körlük, yalnızca bir felaket değil; aynı zamanda bir aynadır.
Toplumsal Normlar ve Görünmeyen Körlükler
Her toplum, bireylerine “nasıl davranmaları gerektiğini” öğreten görünmez kurallarla örülüdür. Bu kurallar, bazen o kadar içselleştirilir ki insanlar kendi körlüklerini fark etmezler. Toplumsal normlar, düzen sağlar ama aynı zamanda bireyin farkındalığını da sınırlayabilir.
Bir kadının duygusal emeğinin doğal kabul edilmesi, bir erkeğin duygularını bastırmasının “güç” sayılması — bunlar, modern dünyanın körlük biçimleridir. Saramago’nun kör karakterleri fiziksel olarak birbirine benzese de, toplumsal konumları farklıdır. Aynı şekilde bugün de “körlük”, sınıf, cinsiyet ve kültür eksenlerinde farklı biçimlerde yaşanır.
Erkekler ve Kadınlar: Yapısal ile İlişkisel Arasında
Sosyolojik analizlerde sıkça vurgulanan bir ayrım vardır: erkeklerin yapısal işlevlere, kadınların ise ilişkisel bağlara yönelmesi. Bu fark, sadece biyolojik değil, kültürel olarak inşa edilmiştir.
Erkekler çoğu zaman sistemin sürdürücüsü olarak görülür. İş, statü, üretim ve düzen onların alanıdır. Kadınlar ise toplumsal ilişkilerin taşıyıcısıdır; duygusal bağlar, bakım emeği ve dayanışma onların görünmeyen emeğidir. Bu durum, “Körlük” romanında da açıkça hissedilir. Körlük salgını sırasında erkek karakterler düzeni yeniden kurmak isterken, kadın karakterler insanî bağları sürdürür.
Kadının gören olarak kaldığı sahneler, aslında toplumsal bir metafordur: Kadın, toplumun vicdanını temsil eder. Erkek düzeni kurmaya çalışırken, kadın yaşamı sürdürür. Erkekler yapısal bir varoluşun peşindeyken, kadınlar ilişkisel bir kurtuluşun izindedir.
Kültürel Pratikler ve Körlük: Görmeden Yaşamak
Kültürel pratikler, bir toplumun kendini nasıl gördüğünü belirler. Gelenekler, ritüeller, aile yapıları — hepsi bir tür “görme biçimi”dir. Ancak bu biçimler, bazen bireyin farkındalığını azaltabilir. Görmek için önce eski bakış açılarından vazgeçmek gerekir.
Saramago’nun dünyasında körlük, bir felaketle değil; bir alışkanlıkla başlar. İnsanlar zamanla körlüğe alışır, sessizliği kabullenir, empatiyi unutur. Bugünün toplumları da benzer bir körlük içindedir: ekranlara bakarız ama birbirimizi görmeyiz; bilgiyi tüketiriz ama anlamı üretmeyiz.
“Körlük”ten “Görmek”e: Toplumsal Dönüşümün Hikâyesi
Saramago, “Körlük” romanının devamı olarak “Görmek” adlı kitabı yazmıştır. Bu ikinci kitap, bireysel körlüğün ardından gelen politik körlüğü ele alır. Artık sorun yalnızca fiziksel değil; toplumsal bir görmeme halidir. Seçimlerde beyaz oyların çoğalmasıyla toplumun “görmeyi reddetmesi”, demokrasiye dair keskin bir eleştiridir.
Bu bağlamda “devamı var mı?” sorusunun cevabı hem edebi hem sosyolojik olarak “evet”tir. Körlüğün devamı “Görmek”tir; tıpkı bireysel farkındalığın toplumsal bilinçle tamamlanması gibi.
Sonuç: Körlüğü Aşmak, Toplumu Görmek
Körlük, yalnızca gözün değil, toplumun da hastalığıdır. Toplumsal normlar, cinsiyet rolleri ve kültürel pratikler; bazen farkında olmadan bizi görmez hale getirir. Körlük kitabının devamı aslında her bireyin kendi içinde yazdığı bir hikâyedir.
Bir sosyolog olarak şunu söyleyebilirim: Körlüğü aşmak, sadece bakmak değil; anlamak, empati kurmak ve dönüştürmekle mümkündür. Saramago’nun satır aralarında gizli olan gerçek, hepimize aynı çağrıyı yapar:
Görmeye cesaret et, çünkü toplum ancak fark eden bireylerle değişir.
Okuyucuya sorum şu:
Sen, kendi hayatındaki körlükleri görebiliyor musun?